31 Ocak 2016 Pazar

Şiirsel Hisler & Yagmur Tozu | Şubat Reading Challange

  Merhaba arkadaşlar,

   Dün akşam sevgili Betül Tosun'a bir teklif yaptım. Şubat ayı boyunca kitap okuma yarışı yapacağız. Aslında yarış sayılmaz daha çok hedeflerimizi gerçekleştirme noktasında küçük bir azim kutucuğu diyebilirim.
  Betül'ün Şiirsel Hisler adlı bir blogu var ve kitap ağırlıklı yayınlar yapıyor.Onu takip edenler ne kadar iyi bir okuyucu olduğunu bilirler.Kendisi harika bir okuyucu ve günde 3 kitap falan okuduğu oluyormuş.Evet

30 Ocak 2016 Cumartesi

#Mim:Yayınevleri

Yeni bir mim ile karşınızda olmaktan çok ama çok müteşekkirim. Ama en çok Kitap Cumhuriyetim ve Betül Tosun beni arkalı önlü mimledikleri için teşekkür ederim.Aynı anda mimlenmek çok farklı bir duyguymuş. (Çok sevindim)


29 Ocak 2016 Cuma

Mim : Kadın Olmak

  Öncelikle bana attığı bu pas için değerli blog yazarı KoRe FeNoMeNi'ne çok teşekkür ederim. İlk defa böyle bir mim geldi.Bu konu hakkında konuşulacak o kadar çık şey var ki!
  Özellikle belirtmek istiyorum böyle bir Mimin yapılması çok iyi oldu. Uzun uzadıya bu konunun blog yazarları tarafından dillendirilmesi son derece harikulade...

28 Ocak 2016 Perşembe

Kediciğe Sahip Çıkalım

Merhablar,

Bu gün sizlere bir adet sosyal problemi başımdan geçen bir hikaye ile anlatmak istiyorum.

     Bu olay hafta sonu başıma geldi. Beni sürekli takip edenler herhalde Ankara da yaşadığımı çoktan anlamışsınızdır. Kar yağalı bir haftayı geçmesine rağmen henüz karlar erimedi. Yani çok soğuk bir hava.
      Cumartesi sabahı sınavım vardı.Otobüse bindim gidiyorum. Sonra indim duraktan Okul ile nerdeyse 5 dakikalık bir yürüme mesafesi var ancak etraf karlarla pardon karlar buz tumuş vaziyette olduğundan yürümek güçleşti benim için. Anlayacağınız 5 dakikalık yol, 10 dakika oldu. Kara bastıkça "Kart kırt " şeklinde sesler çıkıyor. Bende yavaş yavaş hatta biraz muzip bir şekilde devam ediyorum. Hiç basılmamış yerlere basarak eğleniyorum.Kendimce kafa boşaltıyorum işte.
     Önüme bir adet çocuk parkı çıktı.Etrafında çöp konteynırları var.Hemen dönünce okula gireceğimi kafamda hesaplarken.Biraz ilerde bir şey gördüm. Saf aklım şu soruyu sormadan edemedi:
"Herhalde kedidir.Eğer kediyse niye buzun üzerinde yatsın?İnşaallah ölü değildir." Evet bir kaç adım sonra gördüm hayvancık yerde sere serpe yatıyor.Gözleri kıpkırmızı.Karnı yarılmış.Organları görünüyor.Ama kanı bile akmamış.Hayvancağız donmuş.Soğuktan donmuş yani.Kafamda o an 10 dakika muhakeme yaptım:"Nasıl öldü?Niye öldü?Kediyi kestiler de mi attılar? Arabamı çarptı?"Bu soruların cevabı merhum kedinin cesedinde bulamazdım. Sonunda şunu kanaat getirdim.Kedi donmuştu.Ve karnının yarılmasının gerçek sebebi ise bana göre bir aracın donmuş hayvana çarpması.
     Ne kadar korkunç varlıklarız.Kendi türümüze saygı sevgi yok.Bana ne bana ne diyerek gözlerimizi kapıyoruz.Kulaklarımızı tıkıyoruz.Hayvanlar donuyor.Önemsiz bie şey değil mi?Sonuç ta bizler komşusu açken bile: "Benim karnım tok bana ne?" diyoruz.Ben hayvan hakları diye ortalarda gezenlerden değilim.Aşırı hayvan sevgim de yok.Ama o gün yüreğim burkuldu.Utandım.
      Hayvan cesetleri sokaklarda görüyoruz. Bu çok kötü. Korkunç ve vahşet verici.Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki:"Merhamet edesiniz ki, merhamet bulasınız." Benim için bu hadisin yorumu "Her insanın çevresinde ki canlılara iyilikle ve onları koruyarak yaklaşmasıdır.Çünkü eğer ki bizler dini vazifeleri yerine getirirken çevremize bir bakıp ne ölmüş ne kalmış demeyi ihmal etmemeliyiz. En azından inanıyorsan Allah'ın yarattığına sahip çık onu koru ve onu sev."şeklindedir.
     Dinle bağdaştırmamın sebebi ise şudur."Kedi cesetini gördüğüm semtin kendini "dindar" olarak nitelemesidir.Sorsan ne müslümandırlar onlar. Ama sokaklarımız böyle işte.Hayvanları koruma yok, sokaklar çöpten geçilmez.Bende oraya yakın bir yerde yaşıyorum.Nerede ise aynı çevreler sayılır.Yani karalama amaçlı yazmıyorum. Kastetmek istediğim şey şu: "Müslümanım diyen kimselerin çevrelerine göstermesi gereken özeni göstermemeleri."

    Hiç aklıma gelmezdi.Bir kedi yüzünden utanacağım.Neyse onları ve diğer sokak hayvanlarını korumak için yapılacak bir kaç bir şey düşündüm:
 1.Hayvanları alıp bir veterinere götürmek ve gerekli aşıları yaptırılabilir.
 2.Evinize havalar iyi olana kadar alabilirsiniz.
 3. Ben bir havyanla yaşamak istemem yahut yaşamam diyorsanız.Apartmanın içine yahut Depo bölümüne onlara apartmanca besleyebilirsiniz.Ilık bir süt bile içlerini ısıtabilir.
 4.Belediyenizi arayıp haber verebilirsiniz.

Benim aklıma gelenler bunlardı.Sizlerde belirtirseniz çok çok sevinirim.

O gece rüya da gördüm:"Ertesi günkü sınavı giriyorum.Testi çözmeye başladım ve önüme birden o kedi çıkıyor.Çok kötü oldum"

Neyse anlaşılan ben susmayacağım.Yorumlarınızı bekliyorum.Sevgilerle




27 Ocak 2016 Çarşamba

Avis de Mistral-Dedemle Bu Yaz

Yapım: 2014 Fransa
Tür: Dram
Süre: 105 Dak.
YönetmenRose Bosch
SenaryoRose Bosch
YapımcıAlain Goldman


Film Özeti

Lea, Adrian ve duyma engelli kardeşleri Theo, yıllar önce yaşanmış bir kavganın sonucunda hiç görmedikleri dedeleri Paul'ün (Jean Reno) yanına, Provence'a tatile giderler. İşler özellikle anne ve babalarının ayrılma kararının ardından hiç de istedikleri gibi gitmeyecektir. Dede ve torunlar arasında da kuşak çatışması kaçınılmaz görünmektedir.


26 Ocak 2016 Salı

Yuva-Marilynne Robinson

   
Kitabın Adı: Yuva
Kitabın Orjinal Adı: Home
Yazar: Marilynne Robinson
Tercüme: Senem İnan
Baskı: Cantekin Matbaası
1. Baskı

18 Ocak 2016 Pazartesi

#MİM / ÇOK SEVDİKLERİMİZ


Merhaba,

Bugün sizlerin karşısına bir mim ile çıkıyorum. Öncelikle beni mimleyen blog Merve'nin Bloğu kendisine çok çok teşekkür ediyorum. :) İşte başlıyorum...

1. En sevdiğiniz blog hangisi ?
Bu sorunun cevabını nasıl versem bilemedim . Doğrusu takip ettiğim bütün blogları  çok ama çok seviyorum. Her blogun kendine göre atmosferi var.Ne söyleyim bilemedim .En sevdiğim Blog Yazarı Ece Evren'in Kişisel Blogu.... 

2. Bu bloğu nasıl keşfettiniz ?


17 Ocak 2016 Pazar

16 Ocak 2016 Cumartesi

Artık Yeter!!!!!

     Bitmeyen acılarımız ve hususi yaralarımız var.Derdim kimseye hususi yaralarımı anlatmakta değil elbette. En azından şimdilik.Dünya olarak ve ülke olarak aldığımız yaralar maalesef çok ağırdır.Öyle ağır ki , insanlar bu konuda giderek körleşiyor ve hissizleşiyorlar.

    Televizyondaki tek taraflı tartışma programlarında gördüğüm. 80'li yıllara geri dönüyoruz. Ne vardı ki 80'li yıllarda ben bilmiyorum. Gündüz kuşağında gördüğümüz ; şıkır şıkır kıyafetler, Havai gömlekleri yahut krapeli saçlar yoktu demek ki. Daha mühim ve hala kurtulamadığımız bir bela vardı anlaşılan, Bebekleri öldüren, asker ve polisi şehit eden ve kadınları ağlatan bir katil vardı.Hala var. Bu gidişle de  o katil ne tam olarak cezasını çekecek nede başını çektiği örgüt bir türlü bitiremeyecek. Tarihi araştırmalarım bana gösterdi ki, demek ki bitirilmeyen bir terör var. Anını kullanmak istemediğim şahıs olmayan ve onunla aynı türde olduğumuz mahluktan şu adı kullanacağım: ' Pislik' normalde başka sözler kullanıyorum ama burada yazmak istemedim.Pisliğe cezası tam olarak verilmedi. Bana göre en uygun ceza bembeyaz bir odaya kapatılıp avukat hakkından mahrum bırakılıp her gün yaptığı katliamlar izlettirilip delirtilmeli bence. Yoksa idam az kalır. Gördüm ki biz idamı bile bu Pisliğe yapamadık.Üstüne üstelik bu örgütü hala yönetmekte şuan ki vaziyeti ülkemizde yaşayan çoğu insandan daha iyi üç öğün yemek yiyebiliyor mesela, rahat bir yatağı var....Yakalanınca asılmadı, Sonradan sayın oldu, ara bulucu oldu ve bugün ise barış isteyen bir mahkum olarak karşımıza çıktı. Soruyorum. Neden bitmiyor bu acı? Yapılan çözümler maalesef günü kurtarmaktan öteye gitmedi.

14 Ocak 2016 Perşembe

Susanna Tamaro - Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Yazarın Adı: Susanna Tamaro
Eser Adı: Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
Eserin Orjinal Adı: Va' dove ti porta il cuore
Yayın Evi: Can Yatınları
Tür: Roman
Çevirmen: Eren Cendey
Basım: 2000
66.Baskı







   Merhabalar,

13 Ocak 2016 Çarşamba

Dilimiz ve Kültürümüz- M. ESAD COŞAN

Bu kitap aslında 2013 yılından beri kitaplığın bir köşesinde duran kitaplardan biriymiş. Geçen gün kitap raflarını düzeltirken rast geldim ve bu  kitabın elime nasıl geçtiğini hatırladım. o yıl bir yarışmaya katıldım ve yarışmaya katılanlara bu kitabı hediye olarak verdiler. Bende vaktim yok kitap okumaya ders çalışmam lazım  ayrıca çözülecek çok testim var diyerek hayatımın yanlışını yaptım. 2 yıl boyunca kitap okumadım. Hayatım da en sevdiğim meşgalem olan kitap okumayı bıraktım. Bir süredir bu eksikliğimi kapatmak için olağanca gücümle okumayı sürdürmekteyim. Sınavlara çalışan arkadaşlarıma naçizane tavsiyem şudur; Hiç olmazsa günde bir 10 sayfa okuma yapmaları özellikle de Türk Edebiyatı Klasiklerini okumalarını tavsiye ediyorum.  Çünkü 2 yıl boyunca düzenli olarak kitap okumamış bir insan olarak söylüyorum bunun eksiliğini hemen fark ediyorsunuz . Ayrıca hayatımızın neredeyse ilk 23 yılı sınavlarla geçiyor. Akademisyenlik düşünenler içinse neredeyse bir ömür sınavlarla geçiyor. Bu nedenle: "Kitap okumayı bırakmayın." diyorum .


12 Ocak 2016 Salı

Toprak Ana - Cengiz Aytmatov

  Nereden başlasam yinede bilemedim bu incecik kitabı anlatmaya. Ne denir ki? Nasıl anlatılır? Ama bir şekilde başlamam lazım.

     Kitabı çok beğendim. önceden yarısına kadar okuyup bırakmıştım. O zaman idrak edememişim içinde anlatılan aşkı aşktan daha önemli olan savaşı ve barışın gerçek gözcüleri olan halkın. Savaşı anlatan Bir Kırgız Kadını nasıl olur sizce? Çok uzakta aramayın Vatanımızın Toprağında da vardı var var olacak. Çalışkan, sevmeyi bilen her zorluk karşısında sabırla bekleyen, göz yaşlarını toprağa akıtan Analar, "Topraktan geldik yine toprağa döneceğiz" diyen analardır.
    
    Gerçek emekçiler analardır. Kitaptan anladığım büyük bir ayrıntıdır. Tolgunay bir Kırgız kadınıdır ancak onu bugün Anadolu'da Türkmen topraklarında ve bir çok Türk Devletinde görebiliriz. Hatta Dünya'nın çoğu yerinde 

    Dram ve birazda tarih kokan bir kahraman Ana'nın öyküsüdür. Sevgisi sonsuz olan, saygı duyduğum gerçek(!) bir emekçidir.

11 Ocak 2016 Pazartesi

10. ANKARA KİTAP FUARI


     Ankara kitap Fuarındaydım. Kitap Fuarı aslında 9 Ocak Cuma günü başladı. Fuar 10 gün sürecek. Ben bugün okul çıkışında  uğradım. Şunu söylemeliyim ki Fuar başarılı bir fuar değildi. Ama yinede kitapları görmek çok güzeldi. Eh bir kaç kitapta aldım. Özelikle Felsefe ve Edebiyat alanlarında kitaplar almaya gayret gösterdim.

  Ankara da yapılan kitap fuarı neden bu kadar kısıtlı oluyor anlayamıyorum.

10 Ocak 2016 Pazar

Şeker Potakalı- José Mauro De Vasconcelos

    Bir türlü anlamam bu tip kitaplar neden ama neden çocuk kitabı olarak satılıp yetişkinlerin okunması istenmez. Anlayamıyorum. Nasıl anlayabilirim ki? Söyler misiniz? Çünkü istemezler insanların aydınlanmasını o yüzden Masal kitaplarıyla birlikte satılırlar. Çocuklar bu tip kitaplar okumasın demiyorum . Herkes okusun kitapları yaşa göre kategoriye ayıran ve bundan kazanç sağlayan zihniyetin karşısındayım. 
   Evet birazcık öfke kustuktan sonra kitapla ilgili yorumuma döneyim. Kitabı çocukken okumuştu. Şimdi 18 yaşında yeni yetme bir genç olarak okudum. Bu tip kitapları ara ara dönüp okurum. Bu tip okumalar bana yıllar içinde ne kadar değiştiğimi gösteriyor. Aynısını yapmanızı sizlere tavsiye ediyorum. Şimdi sizlere şu an ki düşüncelerimi paylaşmak isterim.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Yeni Blog Tasarımı- Bir Teşekkür

  Gördüğünüz gibi sevgili Dostlarım Blog Temam değişti. Fakat tasarım bana ait değil. Ne kadar uğraşsamda özgün bir şey yapamadım ve vakit ayıramadım. Sağolsun Merve Canbaz bana çok yardımcı oldu. Hatta yardımcı olmakla kalmadı bizzat kendisi bu tasarımı yaptı. Merve Canbaz aynı zamanda Merve'nin Bloğu adlı bloğun yazarı. Merve benim gerçek hayatta da sevdiğim arkadaşlarımdan. :) Kendisi bana çok yarımcı oldu bu blog mevzusunda . Kendisine içtenlikle teşekkür ediyorum :)


 

 

8 Ocak 2016 Cuma

Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali








Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin Türk  Edebiyatın’a Kazandırdığı  nadide bir eser olarak nitelendiriyor. Kitabimizin ilk cümlesi gayet duru bir Türkçe ifade ile başlıyor . Gerçekten de ben okurken o naif ve hoş Türkçeye hayran oldum. Ayrıca Taşra yani İstanbul dışında geçen romanların  en fevkaledesidir.
Resmen Yahya Kemal  Beyatlı’nın “Türkçe Ağzımda Annemin sütü gibidir” sözünün kanıtıdır diyebilirim l
Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçi görüşünü  bu romanda hissetmek mümkün. Taşradaki  toplumsal sorunlar işlenmiş. Nedir bu sorunlar?



*Gençliğini  harcayıp  önüne gelen bir bayanla yapılan evlilik.

*Kız çocuğunu pek bir büyümüş gibi görücüye çıkarma

*Kamu görevlilerinin yaptığı hatalar

*Toplumdaki zalim ve zengin insanlara gelince adaletin durması

Tabiki bu yandan da romantizmi bize yaşamaktansa geri kalmıyor.Yani sevgiyi, aşkı, öfkeyi ve bir çok duyguyu bana doruklarda yaşattı. Özellikle de Aşk burada ihmal edilmemiş. Aşkın her halini; sevince sevdiğini söyleyememek, kavuşamayan aşıklar, kavuşunca aile içindeki sorunlar ve tabi ki ayrılıkları burada görebilirsiniz.
Kitabın  baş kahramanı Kuyucaklı Yusuf’ta ise Anadolu'nun  herhangi bir köyünde doğan her genç gibi zorluklar karşısında sabırla bekleyen lakin bir o kadar lirik bir kahraman..
Son olarak, Keşke yıllar önce olsaydım.Okurken çok keyif aldım.


İşte bir kaç alıntı:

Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi!
Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."

Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu, adam öldürse bile, onlarla bir tutulamazdı.

Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti...

"Ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.."

''Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar,belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hala bilmeyeceklerdi.''

Hayat bu derece mânâsız ve insan dünyaya boş durmak için gelmiş olamazdı.

Hayat, birbirinden ayırdıklarını kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.

Hayat, birbirinden ayırdıklarını kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile uzun zaman yan yana bırakmıyordu

Ömrünün bu en güzel gecesini ömrünün bu en korkunç gününün takip etmesi mi mukadderdi?

Konuşmaya ne lüzum vardı ? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları,birbirlerinin sessiz mevcudiyeti,yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.

7 Ocak 2016 Perşembe

Üzülüyor İnsan

   İnsanlık işte "açım" der. Yemeye başlar ve devam eder yemeye yedikçe doymaz. Hatta daha da aç gözlü olur. Başkasının yediğini alır. Bebekleri açlıktan öldürür. Geriye kalanlara ağaç kabuğu yedirtir. 
  Ben açım der ve diğerlerini öldürür. Sonra ölenler medyaya yansır. Hani şu "Objektifim deyip Subjektif olan insanlık organını bizlere şu haberi duyurur:

"Açlıktan Ölen Suriyeli Kızdan Yürek Parçalayan Mektup":



    "Bu benim vasiyetimdir. Canım annecim! Senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: ’O açlıktan öldü...’ Ve sen abiciğim! Üzülme; ama, ikimiz birlikte, ’Biz açız!..’ dediğimizi hatırla. Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennete yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim"

      " Ne diyebilirsiniz ki? Ne denir ki?" diye içten üzülüp susmaktır bize düşen değil mi? Susarak şeytanlaşmaktır bize düşen. Sizin çocuğunuz veya kadeşiniz bu şekilde bir mektup yazdığını düşünün. ( Allah yazdırmasın.) Bu küçücük kız Prensesler çizeceği yerde tabut çizmesi bizlere hazin bir ders vermiş oldu. 
    
   Şimdi Suriye de ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar savaş yüzünden ölüyor. İktidar hırsları yüzünden ölmek ne kadar da acı!!! 

Çocuklar tabut resmi çizmesinler
Açlıktan ölmesinler
1 kg prinç 250 dolar olmasın
Hırslar adam öldürmesin...








6 Ocak 2016 Çarşamba

Franz Kafka Dava



        Söze nasıl başlayacağım? Gerçekten bilemiyorum. Franz Kafka'nın daha önce Dönüşüm  adlı öyküsünü okumuştum. Ondan etkilenmiştim Ancak Dava Romanı beni daha da derinden etkiledi.Gerçeküstü bu roman aslında üzerinde düşündükçe bize verdiği öyle çok mesaj var ki. Okurken sindirerek yavaş yavaş okumakta fayda var.
      Kafka’nın Dava’da işlediği ve neredeyse her romanında ve hikayesinde karşımıza çıkabileceğini düşündüğüm şu düşüncesi bu romanın ana fikrini ortaya koyuyor: “Hayatın henüz doğar doğmaz kaybedilmiş olması.” İşte bu düşünce Romanın baş Kahramanı olan Josef K.’nın hiçbir nedeni olmaksızın bir davalı olması noktasının temelini oluşturuyor.
    Bana göre kitapta genel olarak değinilen noktanın şu olduğunu düşünüyorum. Aslında dünyada yaşayan herkes aynı zamanda en genel tabiriyle “sistemin kölesi” olan insana aslında dünyayı bir mahkeme salonuna ve yargı kollarını veya yasaları sistemi oluşturan dinamikler veya sistemin yöneticileri olarak görüyor. Suçun nedeninin bilinmemesinin dayanağı ise aslında insanların yaşadıkları sistemleri sorgulamaması... Sorgulayan insanların yani yasayı bilen insanların korku halinde yaşamasına bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca  otoritenin yaptığı haksız suçlama bürokrasi sorunu ve Otoritenin verdiği korku durumunu bize anlatıyor. (Otorite demişken sadece  o dönemi ve Coğrafyayı kast etmenin doğru olamayacağını zira tüm dünyada böyle bir sistem olduğunu düşünüyorum )
  Okuyunca sizi düşündürecek bir kitap. Ne yalan söyleyeyim  bana biraz sıkıcı geldi. Yine de iyi ki okudum diyorum.

Sizi bir kaç alıntı ile baş başa bırakıyorum ....


Adaletin hareket etmemesi gerekiyor, aksi halde terazi sallanır ve doğru ölçemez.

Mantık istediği kadar sarsılmaz olsun, yaşamak isteyen bir adama direnemez.
Josef, yalvarırım kendine gel, kayıtsızlığın beni çıldırtıyor. Seni gören birinin, 'baştan yitirilmiş dava' deyimine inanası geliyor.
Düşünceleri fazla dikkate almamalısın. Yazı değişmez, düşünceler ise çoğu kez sadece yazı karşısındaki aczin ifadesidir.
Kuşku altında olan için hareket, hareketsizlikten iyidir, çünkü hareketsiz duran, kendisi de bilmeksizin, hep bir terazinin kefesinde olabilir ve günahlarıyla tartılabilir.
Yalnızca aptal oldukları için bu denli kendilerinden emin konuşabiliyorlar. Dengim olan bir insanla konuşacağım birkaç sözcük, her şeyi bunlarla yapılacak en uzun konuşmalarla karşılaştırılamayacak ölçüde aydınlatacaktır.
Bir anlam istiyorsunuz ama bana en anlamsız şeylerle geliyorsunuz.










5 Ocak 2016 Salı

FİLM TAVSİYESİ İSTİYORUM

 



    Son günlerde blogta çokca film postu paylaştım.Bundan dolayı bir film izlemeye bir ara vermeyi ve bu ara  dönemde sizlerden bu başlık altında sizlerin bana önereceği filmleri yazmanızı istiyorum:)
Normalde uzunca izlenecek bir film listem var. Lakin listemde bulunan filmlerin süreleri çok uzun ben kısa filmler izlemek istiyorum. Sizlerin bana vereceği tavsiyeyi merakla bekliyorum.
Tavsiye edeceğiniz filmler şu özelliklere sahip olursa sevinirim:
* Süre olarak 90 dakikayı geçmesin lütfen :)
* Yapımı Millet olarak fark etmez.  ( Amerikan, Türk, Fransız, Hindistan.....)
* Tür olarak fark etmez

  Film önerilerinizi bekliyor olacağım.

 Ayrıca bir süre postlarıma okuduğum kitaplarla ve düşünce yazılarımla devam etmeyi planlıyorum.


Sevgilerle....

UDAAN

  
2010 - Hindistan
Dram
138 Dak.
 ,   ,   ,   ,  





















Konusu:


Hindistan'ın iyi yatılı okullarından birinde okuyan Rohan ve 3 arkadaşı, 
okuldan kaçıp sinemaya gittikleri için okuldan atılırlar ve evlerine dönmek
zorunda kalırlar. Arkadaşlarından farklı bir şehirde yaşayan Rohan'ın annesi
yıllar önce ölmüş, şimdi yanına döneceği babası ise Rohan'ı 8 yıldır görmemiştir.
Rohan babasının yanına döndüğünde bugüne kadar hiç görmediği 6 yaşında bir
üvey kardeşi olduğunu öğrenir. Ayrıca babasının sert, otoriter ve katı dünyasıyla 
da tanışır.Bir yazar olmak için yaşayan ve sürekli yazan Rohan, üniversitede 
edebiyat okumak istemektedir.Ancak babası onunla aynı şekilde 
düşünmemektedir ve Rohan için farklı planları vardır. Rohan bu yeni dünyada 
yaşamaya çalışırken, amcası ve yeni arkadaşlarıyla birlikte şehrin sokaklarıyla 
birlikte, başlarda ısınamadığı kardeşi Arjun'un ve kendisinin iç dünyasını 
da keşfedecektir.
    Udaan IMBD puanı çok yüksek Hindistan yapımı bir film. Hindistan yapımı deyince aklınıza müzikal tadında bir film gelmesin. Hiç kusura bakmayın renkli bir film değildi. Müzik vardı ama dans yoktu. Yani anlayacağınız, bildiğiniz bir Hint filmi değildi. Lâkin benim naçizane görüşüm bu film bana göre bir filmdi. Eğer benim gibi şiir seviyorsanız filmin içinde geçen şiirler hoşunuza gidebilir.
    Konusu ise gerçek hayatta yaşanabilecek bir olayı anlatması ve bu olayı olağanüstü hallere karşımıza çıkarmaktansa daha durağan bir yapıyla karşımıza çıkarıyor. Bu manada belki Udaan filmi size sıkıcı gelebilir. Ama sakin filmleri seven ve filmdeki hazzı yavaş yavaş almak istiyorsanız gayet hoş, naif ve kaliteli bir film olabilir. Yok  arkadaş ben heyecan istiyorum. Olay örgüsü karmakarışık filmlerden hoşlanıyorum diyorsanız size sıkıcı gelebilir.

    Ayrıca filmi izlerken bir karaktere ağza alınmayacak sözler  sarf etme ihtiyacını hissedebilirsiniz.
   Genel olarak ben beğendim. Türk filmi tadında bir Hint filmi idi.

3 Ocak 2016 Pazar

Ters Yüz - Inside Out

Yapım: 2015 ABD
Tür: Animasyon
Süre: 130 Dak.
YapımcıJonas Rivera








Babasının yeni işi nedeniyle Amerika'nın orta kesiminden San Francisco'ya taşınan Riley (seslendiren Kaitlyn Dias), yeni ortamına uyum sağlamakta güçlük çekmektedir. Hepimiz gibi davranışları, duygularından etkilenen Riley'nin beynindeki duygu merkezinde yaşayan Neşe, Öfke, Korku, Tiksinti ve Üzüntü, genç kızın hareketlerinde büyük pay sahibidir. Yeni yaşamındaki çalkantılar duygu merkezinde bir krize neden olmuştur. Neşe, olaylara olumlu yanından bakmaya çalışsa da diğer duygular yeni şehir, okul ve yaşama karşı farklı reaksiyonlar gösterir.























   Güzel bir animasyon filmi. Disney yapımı  bir animasyon. Filmde bilinç dünyası ayrıntılı işlemiş. Bu manada bir psikolojik animasyon filmi de sayılabilir.Genellikle uzun filmler izlemeye alışkın olduğumdan bu film bana kısa geldi.

    Filmde karakterler çok sınırlıydı ama güzel bir kurgusu vardı. Lakin bana bir iki soru işareti bıraktı. 
1) Filmde Neşe karakteri ön plana çıkarılmış bundan ötürü ne olursa olsun mutlu olmamız gerektiği mesajını algıladım. Yani hep neşe aktif değil hayatımızda hal böyle iken insan herşeye mutlu olması beklenemez değil mi ?
2)Duygu nedir?Duygularımızı biz mi kontrol ediyoruz yoksa onlar mi bizi?
Ne yapayım? Soru sormadan edemem. Bu masum filmde bile soru sormadan çekinmem. 

Son olarak, Bu film eğer ki sınavlardan beyniniz kaynadı ise yahut iş hayatınız şu günlerde sıkıcı geçiyorsa veya ev işlerinden bunaldıysanız çoluk çocuk hep birlikte izleyebilirsiniz.























2 Ocak 2016 Cumartesi

BARFI! AŞKIN DİLE İHTİYACI YOKTUR



10 Mayıs 2013
2012 - Hindistan
Dram ,  Komedi ,  Romantik
151 Dak.
Anurag Basu ,  Sanjeev Dutta




Film Özeti

Barfi hem işitme hemde konuşma özürlü bir gençtir. Shuriti Adında genç Bir kıza aşıktır Fakat Shuritinin ailesi onun normal Bir erkekle evlenip iyi bir mutlu hayat kurmasından yanadır. Barfi bu umutsuz aşkdan yorulmuş yepyeni bir hayata başlamıştır. Bu arada Jhilmil adında yeni bir sevgilisi de olmuştur. Fakat polis tarafından da aranmaktadır tam bu dönemde tekrar karşısına çıkan Shuriti bütün dengelerini alt üst etmiştir. Artık Barfi bir seçim yapmak zorundadır.


Barfi: Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur Resimleri

  "Ne konuşabiliyorsunuz ne de duyabiliyorsunuz." Bir düşünün zihninizde canlandırın. Peki böyle bir engeliniz olduğu için belki aşık olmak sizin için zor olabilir. Ama Barfi için zor olmuyor. Çünkü duyguların dile ihtiyacı yok.Özelikle de aşkın dile ihtiyacı yok. Eğer karşınızdakini severseniz. Yani gerçekten severseniz. Karşılıksız ve onu anlamaya çalışırken onu olduğu gibi kabullenirseniz hiç bir şeye ihtiyacınız kalmıyor.Sevdiğiniz insanla birlikte hem yaşamayı hemde ölümü göze alabiliyorsanız sadece dile değil hiç bir şeye ihtiyacınız kalmaz.
   Filmin kurgusu çok iyiydi. Sürükleyiciliği çok iyiydi. Filmin asıl karakteri olan Barfi adeta Hintli Charlie Chaplin idi filmde. Yahut şöyle değerlendireyim Charlie Chaplin döneminin renklendirilmiş hali desek doğrudur. Ben izlerken çok güldüm. Lakin Barfi'nin çok romantik bir yönü daha var zaten filmin başında bunu anlarsınız :) Acısıyla tatlısıyla kendini izlettiren bir film ..
  Sonu benim beklediğim gibi bitmedi ama bu sondan da memnun oldum. Bir yandan ağzımda küçücük bir tebessüm diğer bir yandan da gözlerimin hafifçe  yaşarması ile filmi bitirdim diyebilirim. Bu duyguyu hayatımda zor yaşarım bir yandan gülerken diğer yandan da ağlamak... :)
 Genel olarak, Filmi beğendim ve sizlere tavsiye ediyorum. Sevginizin kıymetini bilin ve eğer izlerseniz ve ya izlemişseniz. Hepimizin bu dünyadaki hayatı filmin sonundaki gibi olsun :)  

1 Ocak 2016 Cuma

MARSLI - THE MARTIAN




   Vizyon Tarihi
02 Ekim 2015
2015 - ABD
Bilim Kurgu ,  Aksiyon ,  Gerilim ,  Macera
141 Dak.
 ,   ,   ,  ,  
Drew Goddard


Film Özeti

Mars’daki bir görev sırasında çıkan bir fırtınayla ekipten ayrı kalan ve o noktadan sonra da geride kalanlar tarafından bulunamayınca ölmüş olarak kabul edilen bir astronotu anlatıyor. Senaryo da bu astronotun hayatta kalma mücadelesini aktarıyor. Söz konusu olan karakter oldukça şahsına münhasır, kendisiyle dalga geçebilme yeteneğine sahip esprili bir adam. Yani bir yandan çok dramatik, öte yandan da eğlenebileceğiniz bir adam.








    Gelelim benim yorumuma Filmin kalitesi fevkalede idi. Bilim Kurgu ile ilgilenmiyorsanız bile sırf görüntü kalitesi için izleyebilirsiniz. Matt Doman harika bir performans sergilemiş. Film 2035 yılında geçiyor. Belki filmde ki yaşanan olayları belki görebiliriz.20 yıl çok uzun bir zaman dilimi olmasa gerek :) Konusunu çok sevdim. Bir insan Mars'ta yahut başka bir gezegende tek başına neler yapabilir.Filme çok büyük miktarda para harcanmış ama film bunun hakkını vermiş( İMDB puanı 8.3 ) 
   Filmdeki Masaüstü Bilgisayarlar dikkatimi çekti hani şu 1995-2006 yılları arasında kullanılan büyük mönütürlü olanlardan vardı. Yıl olmuş 2035 hala bilgisayarlar olmamış.
  Filmin sonu daha farklı olabilirdi. Mesela NASA Marsta  organik tarım çalışmaları yapabilirdi.
  Filmde NASA'nın uluslararası bir kuruluş olduğunun vurgusu yapılmıştı. Madem bunu öne sürüyorsunuz. Astronot ekibi etnik çeşitliliği bulunan bir ekip olabilirdi..
  Son olarak. Filmi beğendim Kitabını okumadım okur muyum bilmem. Ancak filmi izledikten sonra okumam benim için iyi olamayacaktır. Farkındayım bazı eleştirilerim eleştirmek içindi :)























Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...